CURRENT MOON
 
 
 
 
 
     Evrenin oluşumuna ilişkin en sağlam ve kabul gören teorilerden biridir; belki de en önemlisidir. Yoğunlaşan ve hızlı parçacıkların birbirleriyle çarpışmaları sonucunda artan enerjiyle muazzam bir patlama oluşmuş ve şimdiki galaksiler ve galaksiler arası ortamın oluşmasına neden olmuştur. Peki bu nasıl gerekleşmiştir?
     Teoriye göre; Evren ilk saniyenin milyonda biri zamanında iken yoğun halde bulunan bir nokta gibiydi. Bu noktanın içinde paracık ve anti parçacık oluşmuş ve bunların arasında yoğun çarpışmalar yaşanmaktaydı. Hala gerçekleşmekte olan bu çarpışmalar ile parçacıklar birbirlerini yokederler. Çünkü antiparçacıklar bildiğimiz parçacıkların zıt işaretli olanlarıdır. Örneğin elektron negatif yüklü iken onun antisi pozitron pozitif yüklüdür. Bu iki parçacık çarpıştığında birbirlerini yokederek ışığı oluşturan fotonu oluştururlar. Bu çarpışmaların sonucunda evreni oluşturacak olan sonsuz yoğun(!), sıcak noktacık büyümeye başlaması için bir kıvılcım gerekliydi. Bu kıvılcım da aynı şişmekte olan bir balonun, artık çeperlerinin basınca dayanamayıp patlaması gibi açılmasına ve muazzam bir hızla parçacıkların püskürmesine neden olmuştur. Bu hızla genişleyen evren sırasıyla elementleri, maddeyi, yıldız ve galaksileri oluşturdu. Bu oluşumun günümüzden 13 milyar yıl önce gerçekleştiği düşünülmektedir. Tabi bu olgunun etkileri hala sürmektedir. Evrenin bu patlama anındaki genişleme hızı hala devam etmekte ve bundan dolayı da sıcaklıkta düşme görülmektedir. Bu genişlemeye neden olarak da karanlık madde gösteriliyor. (Karanlık madde ile Karadelikleri karıştırmayınız.) Karanlık maddenin uzay boşluğunu dolduran madde olduğu ve evrenin bunun üzerinde genişlediği varsayılıyor. Bu madde evrenin yüzde 75 ini oluşturduğu sanılıyor, ancak hakkında herhangi bir keşif yapılamadı.
     Evrenin genişlediğini galaksiler arasındaki uzaklığın artmasından veya bize yakın olan yıldız ve galaksilerin bizden sürekli uzaklaşmasından anlıyoruz. Bunu da gök cisimlerinin bizlere gönderdiği ışığın dalga boyundan anlıyoruz. Bu dalga boylarına ilişkin renk çizgilerinden oluşan düzenekten faydalanırız ki bu düzeneğe renk tayfları denir. Renk tayfları mordan kırmızıya uzanan renklerden oluşur ve gökkuşağını andırırlar. Bize yaklaşmakta olan gök cisminin yolladığı ışığın dalgaboyunu mor, uzaklaşmakta olanını ise kırmızı olarak görürüz. İşte bu tayf çizgilerinden hareketle çevremizdeki tüm galaksilerin gönderdiği ışığın dalga boyunu kırmızıya kayarken görmekteyiz ki bu da bu galaksilerin bizden uzaklaştığını gösterir ve evrenin hala genişlemekte olduğunun bir kanıtını oluşturur. Evrenin genişlemekte olduğu ve galaksilerin sürekli bizden uzaklaştığını gösteren basit bir deneyi yapabiliriz. Bir balon alalım ve bir kalemle üzerine aralarındaki uzaklıkları farklı olan birkaç nokta koyalım. Balonu yavaş yavaş şişirirken bir yandan da bu noktalar arası uzaklığı kontrol edelim. Noktalar arası uzaklığın değiştiğini görebiliriz. Evrenin şeklinin balona mı benzediğini bilmiyoruz ama gerçekleşen olay ve evrenin big bang patlamasından beri genişlemekte olduğunu bilmekteyiz.
     Bu genişleme ne zamana kadar sürecek? Acaba bu genişleme birgün bitip geri büzülme mi başlayacak? Eğer geri büzülme olacaksa bu evrenin sonu mu olacak? Bu tür ve daha çok sorunun cevabını bilimadamları araştırmakta. Ancak 2005 yılında ilginç bir gelişme yaşandı. Evrenin genişlemesinin gittikçe yavaşlayacağı ve bir süre sonra durucağını düşünen bilimadamları, evrenin genişleme hızının beklenenden daha yüksek olduğunu belirlediler ki bu hiç de beklenen bir durum değildi. Bu durum karanlık madde teorisi ile açıklanmaya çalışılıyor.

                         Kaynak:

ESA

NASA

Büyük Patlamadan bugüne
Günümüz evrenini oluşturan madde
Büyük patlamadan bugüne evrenin gelişimi. Büyütmek için resme tıklayınız.